Psiko Sosyal Hizmet

Öğretmenler Cumhuriyet sizden vicdanı hür, irfanı hür, fikri hür nesiller ister - Atatürk

 

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller için / I. Artan

       Eğitim, bir toplumun kalkınıp gelişmesinde en önemli faktörlerden biridir. Bir toplumun eğitim sistemi sadece belli konularda insanlara bilgi yüklemek değil, ama bilgi, beceri ve değer sistemi ile kendisine güveni tam, insan ve doğal çevre için üretmeye ve üretirken de yaptıklarından ve hayattan azami düzeyde haz duyarak ve hissederek, yaşayan, kimsenin boyunduruğu ve kontrolüne boyun eğmeden yaşamını sürdüren insanlar yetiştirebilmek gibi yüce ideallere sahip olmalıdır.

Günümüzde teknolojik gelişmelere paralel olarak dünya nüfusunun da hızla artması insanoğlu için çalışma ve iş alanlarının hızla daralmasına, dolayısı ile aynı talip olduğunuz işe sizinle birlikte yüzlerce kişinin de istemesi dolayısıyla sizin işi alabilmeniz için yarıştığınız kişiler arasında en iyisi olmak gibi bir zorunluluğunuz var.

Özellikle insanın fiziksel ve zihinsel sınırları da göz önüne alındığında geriye sizin sonucu değiştirebileceğiniz tek şey kalıyor. İşi en iyi şekilde yapma ve geliştirme becerisi. Üretime katıldığınız alanda milyonlarla ifade edilen insan gücü var ve herkes hayatta kalabilmek, yaşamını belli bir standartta sürdürebilmek için sürekli kendisini geliştirmek ve daha çok performans sarf etmek zorundadır. İnsanoğlu bugünkü gelişimini ve başarısını zekası kadar deneyimine borçludur. Bugünkü bilim ve teknoloji insanoğlunun milyonlarca yıllık deneyimlerinin birikimidir. Ancak olayı mercek altına aldığınızda asıl gelişmenin bir kaç bin yıl içinde olduğunu görürsünüz. İşte bu gelişme eğitim sayesinde olmuştur. Ne zaman ki insanoğlu öğrendiklerini kaydetmeye, kuşaktan kuşağa aktarmaya başladı ondan sonra gelişmeler hızlandı. Çünkü ateş yakmak için milyonlarca yol denemeye gerek yoktu artık, ateşi nasıl yakıp koruyabileceğini biliyordu. Alet yapmak ve yaptığı aletleri geliştirmek, geliştirdiği her yöntemi yeni kuşaklara aktarmak, her yeni kuşaklar da yeni gelişmeleri ekleyerek kendinden sonra gelenlere aktararak yani diğer bir deyişle milyonlarca yılda yakalanamayan başarı eğitimle birkaç bin yılda yakalanmıştır. Buradan şu sonuca varabiliriz iyi bir eğitimle belki de on yıl içinde binlerce yıl ileri gidebiliriz. Bu mümkün olduğuna göre eğitimde önceliğin nerede olması gerektiği konusu da oldukça açıktır. Birçok ihtiyaçlarımızı erteleyebilir ya da asgari düzeyde karşılayarak yaşamımızı sürdürebiliriz; bugün ülkemizde vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun yaptığı gibi.

Ama eğitimin azami düzeyde ve en kaliteli bir seviyede alınması gerekmektedir, ancak bu şekilde birey olarak ve toplum olarak ideallerimize ulaşabiliriz. Barınmadan savunmaya birçok ihtiyaçlarımız var ve bunların da karşılanması gerekir ancak öncelik eğitim olmalı. İnsan ömrü çok kısadır, hele insanın üretken olduğu dönem göz önüne alınırsa. Bu yüzden çocuk 0-16 yaş döneminde çok kaliteli bir eğitimle desteklenirse (çok yoğun ödevler, lüzümsuz kafa kurcalayıcı  köhne bilgileri kastetmiyorum tabi ki) üretime katıldığı süreç içerisinde başarılı çalışma ve katkılarıyla alanında çok yeni gelişmelerle toplumu çok daha müreffeh düzeylere taşıyabilir.

“Bu ülkenin her bir ferdini, eğitmedikçe; bilgilendirip - bilinçlendirmedikçe bölünmeye, parçalanmaya, aldatılıp - yutulmaya; kabuğumuza çekilerek gelişen dünyayı o küçük pencereden dehşetle seyretmeye mahkûmuz.” – Imdat Artan (İstanbul – 1992)

 

 

.

 

Nasıl bir Milli Eğitim? / I. Artan

Eğitim kurumu çocuğun, gencin kimlik gelişiminde ve sosyalleşmesinde en önemli etkiye sahip kurumlardan biridir. Çocuk doğup büyüdüğü aile içinde kendisi, aile üyeleri ve toplum hakkında geliştirdiği yargılar, değerler okul ortamında test edilerek desteklenir, geliştirilir ya da aşağılanarak, küçümsenerek çocuğun kendisine ve ailesine olan güven ve saygısının da sarsılmasına ve kaybolmasına neden olabilir. Okulun çocuğu benimsemesi  çocuğun okulla ve toplumla bütünleşerek kendini sağlıklı bir şekilde ifade etmesini, okul ve öğretmen tarafından verileni severek ve isteyerek almasını sağlarken okul ve öğretmenlerin çocuğu itmesi, aşağılaması gibi durumlar çocuğun değersizlik duygusu içinde kendisi ve ailesine karşı saygısını kaybetme ve utanma sıkılma duyguları geliştirerek okula ve okulda verilen eğitime karşı direnç göstererek ve kendisini kapatarak başarısız olmasına neden olabilir...

 


 

Atatürk Üniversitesi ve Mektupla Sosyal Hizmet / I. Artan

Sosyal Hizmet mesleği (Social Work) uygulayıcısı (Sosyal Hizmet Uzmanı –social worker)  olabilmek için en az lisans düzeyinde (4 yıllık üniversite eğitimi) örgün eğitim veren üniversitelerin sosyal hizmet (social work) bölümünden teorik ve uygulamalı eğitimi tamamlayarak diploma alma, sosyal hizmet mesleki bilgi beceri ve değer sistemine sahip olma koşulu var. Bu uluslararası standarttır ve aslında ülkemizde halihazırda uygulanan 4 yıllıık uygulamalı eğitimin bile yeterliliği tartışılır durumdadır. Maalesef tüm teknolojik gelişmelere rağmen bizde eğitim kalitesi her geçen gün gelişmek yerine gerileme yönünde bir seyir izlemektedir. Bu hemen her alanda hissedilmektedir. Her geçen yıl ülkemizde üniversiteli sayısı hızla artarken aynı oranda eğitimin kalitesi de hızlı bir düşüş göstermektedir. Öğrenciler enerjilerini ilkokuldan üniversiteye kadar üniversite sınavlarını kazanmaya dolayısıyla bilgi ve beceri kazanmak yerine sınav hilelerini öğrenmeye, üniversite sıralarında ise iş sınavlarına yönelik çalıştığından mesleki bilgi ve beceri bakımından yetersiz kalmaktadırlar.  Bu sebeplerden mevcut sosyal hizmet okullarının eğitim kalitesinin nasıl arttırılabileceğini tartıştığımız bu dönemde Atatürk Üniversitesi’nin Açık Öğretim (mektupla öğretim) yöntemi ile sosyal hizmet eğitimine başlaması düşündürücüdür. Sırf para kazanmak için Atatürk Üniversitesi gibi köklü bir üniversitesinin bu yöntemi tercih etmesi uzun zamanda üniversitenin saygınlığını yitirmesine neden olabileceği gibi bu yöntemle eğitim alan gençlerin de ilerde ciddi sıkıntılar yaşayacağı açıktır. Özellikle örgün eğitim alan sosyal hizmet uzmanlarının açık öğretim mezunlarını dışlamalarına neden olacağından bu da açık öğretim mezunları açısından ayrıca surun teşkil edecektir.